8. Çanakkale Bienali: Birlikte Nasıl Çalışırız?

Eda Şarman
Furkan Öztekin
Melike Taşçıoğlu Vaughan & Maury Vaughan
Oğuz Karayemiş

1 Ekim – 5 Kasım 2022 tarihleri arasında Çanakkale’de farklı mekanlarda sanatseverlerle buluşmaya hazırlanan 8. Çanakkale Bienali “Birlikte nasıl çalışırız?” başlığı altında topluluk, çalışma ve birliktelik deneyimlerine odaklandı. 

Türkiye’den ve dünyadan sanatçılar ve sanat inisiyatifleri, “Birlikte nasıl üretebiliriz?”, “Birlikte nasıl yaşarız?”, “Birlikte nasıl çalışırız?” soruları üzerinden, tüm canlı ve canlı olmayan yapılar arasındaki karmaşık ilişkilerin bağlantılarını – düğüm noktalarını araştırmaya davet edildi. 8. Çanakkale Bienali konukseverlik, dostluk, iş birliği, emek, sorumluluk, adalet, bağışlama, hafıza, yas, neşe gibi farklı kavramların yanı sıra birlikte yaşama zorunluluğunun peşini bırakmayan paradoksların, imkansızlıkların, tekil şans ve ihtimallerin, birlikte rüya görmenin, yalnız başına kalabalıklar içinde yaşamanın, bir sofranın etrafında buluşmanın, doğanın bir parçası olarak hareket etmenin farklı biçim ve yöntemlerine bakmayı önerecek.

İçerik Masası, “Birlikte nasıl çalışırız?” sorusu etrafında Eda Şarman, Furkan Öztekin, Maury Vaughan, Melike Taşçıoğlu Vaughan ve Oğuz Karayemiş’in Ağustos ayında başlayan ve Çanakkale Bienali açılışına dek süregelen online çalışma kampının fiziksel bir yansımasıdır. Süreç boyunca katılımcıların tartışmalarının, kesişme noktalarının ve ayrılma derecelerinin, eser üretim süreçleri ve arka planlarının kaydını tutar.

#vekonuşmaserisi

Eda Şarman Johny Cage’in 4’33 adlı performansı ile başlayıp, John Coltrane ve eşi Alice Contrane’in deneysel müzik çıktılarının kendi üretim biçiminde nasıl etki yarattığını aralıyor. Yeryüzü ilişkilerinde nasıl bir sevgi var sorusu ile devam eden bu diyaloğa doğaya vahşi tanımını veren yapı nedir çıkarımları ekleniyor.

“Bedenimi genişleten şeyler, sarmaşıkla flört. Gözlerimin karşısında kalplerle sıralı bir yapı; büyüme, yetişme, çoğalma birbirimizi besleyen hissiyatlar.” Eda Şarman.

Ben vahşi olanın sen olduğunu bilirdim. Doğal halinde, kontrolsüz. Mantık ile evcilleştirilebilecek bir vahşi. Oysa ki kendi vahşiliğimize olan körlüğün sonucu, Antroposen olarak adlandırdığımız sarmallanan ekosistemlerle dolu bu jeolojik çağı şekillendiren biziz. Biz vahşiyi dönüştürdük. ‘Ben senden daha vahşiyim’, kendi vahşiliğimizin farkına varma eylemi, oluşumun toplumsal karmaşası tarafından kucaklanma isteği, doğayı hissetme ve doğa tarafından dokunulma arzusudur. Çatırdayan büyüme sesleri ve bükülen elektrik sinyalleriyle bir dakikalık döngü video, kalp şeklinde yaprakları olan sarmaşığı bizi sarmalamaya davet ediyor.Eda Şarman, Ben Senden Daha Vahşiyim, 2022, video, ses, 01’00’’ loop

Furkan Öztekin 2015 yılında emlak ilanı yayınları üzerinden araştırmaya başladığı Ülker Sokak’ın üretimine olan yansımalarını ele alarak başlayıp, Ceyhan Fırat ile olan işbirliklerini aralıyor.

“Birinin arşivi ile nasıl çalışılır? Kendinin dışına odaklanmak, odağın kendimizden kayması. Pejmürde pembeyi aramak, farklı malzemeler kullanarak yorgun pembeyi bulmak.” Furkan Öztekin.

Furkan Öztekin, “Birlikte nasıl çalışırız?” teması altında şekillenen 8. Çanakkale Bienali için geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz sanatçı ve aktivist Ceyhan Fırat’ın anısına yeni üretimler gerçekleştiriyor.

Yedi parçadan oluşan ‘Ödünç’ isimli kolaj serisi, Ceyhan Fırat’ın 1996 yılında yayımladığı otobiyografik kitabı ‘Bacak Böcek Oyunu’ndan derlenen şiiri görselleştiriyor. Fırat’ın değişken hisler üzerinden kurguladığı şiirsel dünya, kağıt kolajların soyut dili ve kırılgan yapısıyla bir araya geliyor.

Furkan Öztekin’in bienal kapsamında ürettiği ikinci eseri ise Ceyhan Fırat’n arşivinden eski bir fotoğraf ve parlak taşlarla süslü bir taçtan oluşuyor. Bir zamanlar Türkiye’nin önemli LGBTİ+ direniş mekanlarından Ülker Sokak’ta yaşayan sahne sanatçısı Ceyhan Fırat’ın 90’larda kullanmış olduğu taç, 8. Çanakkale Bienali’nin temasından referansla kolektif bir üretime dönüşüyor. ‘Taç’ her ne kadar bir veda gibi görünse de, geçmişi yeniden örgütlemenin ve geçmişi nefes alabilen bir yapıda düşünmenin yollarını araştırıyor.

Melike Taşçıoğlu Vaughan ve Maury Vaughan yunanca kipos  (bahçe) ile grafi  (yazma, çizme, kaydetme) kelimelerini bir araya getirerek oluşturdukları Kipografi ile bir bahçenin dilini oluşturuyorlar. “Bu bahçenin aslında neye ihtiyacı var?” sorusu ile başlayan Bahçe Projesi görsel iletişimin mekan ile kurduğu bağları irdeliyor.

Bu proje, bahçemizin duvarına ne yaptığımızı ve neden yaptığımızı konu alıyor. Birlikte yaşamaya başladığımız evimizin yaklaşık 10 m2 büyüklüğündeki küçük ön bahçesinin elden geçirilip yenilenme ihtiyacı filizlenip yeşererek beklendik sıradan bir bahçe dönüşümü projesinin ötesine geçti. Bahçenin toprağını yeniledik, çiçeklerimizi ektik suladık, yerlere yassı taşlar döşedik, duvarları boyadık, ancak bahçenin yeşermesi, çiçeklerin açması, bitkilerin filizlenmesi için tarımsal bilginin ötesinde spiritüel bir ihtiyaç duyduğumuzu fark ettik. 

Google aramalarının ve Youtube videolarının her soruyu cevapladığı, her soruna çözüm önerdiği dünyada, bize verilmiş hazır cevapları ve keşfetmeyi (yanılmayı, yenilmeyi) engelleyen tavrı reddederek doğanın kendisiyle, hayvanlarla ve bitkilerle düşünmeye karar verdik. Toprağa gübre atma, güneşe göre ekim yapma, düzenli su vermekle yetinmeyip bahçeye özel tılsımlar yaratmak üzere harekete geçtik. Hesaplamaların ve önceden yapılmış deneme-yanılmaların yerine sezgilerimize güvenmeyi seçtik.

Sıradan bir bordür çizim fikri “bu bahçenin aslında neye ihtiyacı var?” sorusuyla birlikte genişledi, büyüdü. Bilinçli veya bilinçsizce toplamış olduğumuz eski medeniyetlere ait semboller, evimizdeki kilimlerin üzerindeki desenler, gezdiğimiz yerlerdeki bırakılan sanatsal izler kök verdi ve bir görsel iletişim çabasının filizlenmesinde ilham oldu. Bu kez iletişimi insanlara değil, doğaya ve diğer görünmeyen doğal güçlere yönelik kurduk. 

Ortaya çıkan kipografiler, pek çok toplantı, deneme yanılma ve fikir eskizinin ardından oluştu ve bahçe duvarına uygulandıkları andan itibaren doğayı işbirliği yapmaya davet eden dualar ve tılsımlar haline geldiler. Kendi mağaramızın duvarına, ulaşmak istediğimiz amaca hizmet etmesine niyet ettiğimiz yarı soyut, yarı somut çizimlerden oluşan bir nevi alfabe resimledik. 

Bahçe projesi, bizleri mekanikleştiren bilgileri nasıl bir kenara atıp sanata güvenmeyi tercih ettiğimizi ve sanatın büyüsünü kendi gündelik hayatlarımızda yeniden ortaya koyma güdümüzü gösterdi. Tasarladığımız basit sembolleri tatlı bir pazar günü bahçemizin duvarına aktarıp boyarken, aslında estetik ihtiyaçların, mekânda iz bırakmanın ve görsel iletişimin ilkel temeline, özüne ve en büyülü haline döndük ve böylece binlerce yıl derine inen soruları bir kez daha sorma ve cevaplama fırsatı yakaladık.

“Birlikte olmak; bir araya getirilmiş olan şeylerin birlikte emek ve enerji harcaması. Dünya yüzeyinde bir şeyleri değiştirebilme gücüne sahip olması. Ve bağlacı ile bağlanmış heterojen unsurlar gibi. Hem cisimsel, hem cisimsiz parçalardan oluşan birleşenler. Tesirlerin aktarımında oluşan bu birlikte çalışma süreci ve sonsuz çalışma sürekliliği.” Oğuz Karayemiş.

Ve bağlacı gücünü, çoğullukları aralarında hiyerarşiler kurmadan, etkileşimlerin serbest oyununa izin vererek bir araya getirebilmesinden alır. Çanakkale Bienali’nin #birliktenasılçalışırız konusunu odağına aldığı 8. edisyonunda are’ın katılımcıları Oğuz Karayemiş, Eda Şarman, Furkan Öztekin Melike Taşçıoğlu Vaughan ve Maury Vaughan canlı ve canlı olmayan yapılar arasındaki ilişkilere birlikte baktılar. Oğuz Karayemiş’in konuşmalar boyunca birbirine bağlanan sorular ile fikirlerinden hareketle yazdığı metinler ve fanzini olarak derlenip, Gül Yavuz tarafından tasarlanıldı.

Hakkımızda
Ziyaret Saatleri ve Ortak Çalışma Alanı
Ekip
Bina Hakkında
Ulaşım
Destek ve İşbirliği
İletişim

Dijital Platfomlar
E-Bülten
IG
Spotify
X
Google Maps
Youtube

Kişisel Veri Politikası
Site Politikası
Veri Sahibi Başvuru Formu
Çerez Politikası
İnternet Erişim Kaynakları Aydınlatma Metni
Basın
2025 ©

Scroll to Top